| Profilo di BurakDarKwHitEFotoBlogElenchi | Guida |
|
21 giugno Yeni sayfamArkadaşlar bundan sonra yeni sayfam: www.herevelazim.blogspot.com hepinizi beklerim :P O zaman...21 Mayıs 2005 Saat: 06.10
Murat çalar saati susturmak için yatağında hızla döndü ve her zaman yaptığı rutin bir işmişçesine, çabuk bir el hareketi ile alarmı “OFF” konumuna getirdi. ”Birkaç dakika daha” diye geçirdi içinden. Tam uykuya tekrar dalacaktı ki annesinin sesiyle irkildi: -“Murat, hadi oğlum okuluna geç kalacaksın” Biraz önce kendi kendine söylediği cümleyi bu sefer annesi için tekrar etti Murat: —Birkaç dakika daha. Yalnızca birkaç dakika, dedi sesi giderek kısılarak. Annesinden beklediği cevap gelmeyince, uykusuna dönmeye karar verdi. Hatice Hanım meşgul bir insandı, çünkü Murat gibi üç oğlu daha vardı ve hepsi ile kendisi ilgilenmek zorundaydı. Bu yüzden hepsi ile aynı anda uğraşmak sanıldığından daha zordu. Murat’ın büyük kardeşi Osman üniversite sınavlarına hazırlanıyordu ve doğal olarak ilginin büyük kısmı ona düşüyordu. Murat bu durumdan çokta rahatsız değildi açıkçası. En azından biraz daha fazla uyuyabiliyordu. Aslında Murat çokta uyku meraklısı biri değildi. Ama bir gün önce ders çalışmaktan çok geç uyuyabilmişti. Çok parlak bir öğrencide sayılmazdı. Bu sınav onun bu dersten nasıl bir not alacağını etkileyecek önemli bir taneydi. Annesinin sesi kulaklarında çınladı Murat’ın: —Oğlum kalksana. Bak saat 7’ye geliyor. Belli ki annesi odaya kadar gelmişti. Çünkü ses çok yakından geliyordu. Murat bu söze aldırış etmemişti. Oysa okul servisi saat tam yedide evin önünde olurdu. Ama Murat’ın buna önem vermemesinin nedeni, sözlerinin annesinin çoğunlukla çocuklarını uyandırmak için kullandığı bir yöntem olmasındandı. Genellikle böyle saat verdiğinde on onbeş dakika daha fazlasını söylerdi. Murat çok fazla uykuya meraklı olmadığı ve genellikle zamanında kalktığı için pek fazla bu numaraya maruz kalmıyordu. Ama küçük kardeşlerinden biri olan Zafer bu numarayı çok iyi bilirdi. İçlerinde okula en çok geç kalan da, oydu nitekim. Oflaya puflaya kalktı yerinde Murat. Önce annesine baktı. Hiçte numara yapıyora benzemiyordu Hatice Hanım. —Hadi Murat, daha kahvaltı yapacaksın diye ekledi annesi Murat saatini yokladı, kolunda değildi. Sonradan hatırladı ki gece çalışırken kolundan çıkarıp salondaki yemek masasına bırakmıştı. Ders çalışırken en ufak bir ses tüm konsantrasyonunu bozabiliyordu Murat’ın. Annesinin koluna uzanıp, bileğini saati görebilecek şekilde çevirdi. Saat 6.57’yi gösteriyordu. Gözlerini ovuşturup bir kez daha baktı saate. Değişen tek şey saniyenin gösterdiği yer oldu. Saati tasdiklemesi ile yataktan kalkması bir oldu. ”Olamaz” diye geçirdi içinden. Annesi şaşırmıştı, çoğunlukla çok sakin birisiydi Murat. Onu bu halde görmeye pek alışık değildi. —Murat, evladım, ne oldu. Diye sordu annesi —Bugün çok önemli bir sınavım var dedi.“Hem de ilk ders saatinde” diye ekledi Annesinin bir şey söylemesine izin vermeden: —Benim hemen hazırlanmam gerek dedi. Çok çabuk. Alnı damla damla ter olmuştu. Ne zaman heyecanlansa öyle olurdu. Annesi memnuniyetsizlik ifadesi olarak kafasını iki yana sallayarak dışarı çıktı.”Kahvaltını yapmadan hiç bir yere gidemezsin” dedi mutfağa doğru ilerlerken. “Şimdi kahvaltının vakti değil” dedi Murat mırıldanarak. Aynı anda bir gün önce çıkartıp attığı gömleği aramakla meşguldü. Zaten bu evde hiçbir şeyi bulamamaktan şikâyetçiydi. En sonunda gömleğini buldu, acele ile giyip düğmelerini ilikledi. Hemen sonra pantolonunu giydi, kravatını taktı. Bir çırpıda ders notlarını topladı, birer paçavraymış gibi çantasına tıkıştırdı. Unuttuğu bir şey olup olmadığını kafasından geçirdi. Pekte sağlıklı düşündüğü söylenemezdi. Hemen toparlanıp odasından çıktı. Salona geçti, masadan bir hamlede saatini kaptı ve koluna geçirdi. Saate göz attı: yediyi bir dakika geçiyordu. “Noolur servis gelmemiş olsun” dedi. Sesi titriyordu. Dış kapıya doğru ilerledi. Tam dışarı adımını atacakken annesi koşarak geldi ve “En azından hazırladığım şu sandviçleri yanına al, okulda yersin” dedi. “Sağ ol, Anne” dedi. “Şimdi izninle çıkmam gerekiyor.” Annesinin günlük nasihatlerini da dinledikten sonra, kendini dışarıya attı Murat. “Neden ben” diye kendi kendine tekrarlarken.
Dışarıda kendini kötü bir sürpriz bekliyordu Murat’ı. Okul servisi gelmiş ve gidiyordu. Ama hala görebiliyordu servisi. Çok geç değil dedi içinden ve servis şoförünün duyması umuduyla güçlü bir ıslık çaldı. Belki en güçlü ıslığı değildi ama bu kadar telaşlı bir haldeyken yapabileceğinin en iyisi de buydu. Servisten bir reaksiyon bekledi ama beklediği olmadı. Servis yoluna hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Okulu yürünecek mesafede değildi belki ama çokta uzak sayılmazdı. Daha önce böyle bir olay başına sık gelmediğinden ne yapacağını da bilemedi. Oysa Zafer olsaydı şimdi birçok planından birini uygulamaya geçirmişti. Çok geçmeden Murat’ın aklına, babasının Anadolu lisesini kazandığı için aldığı bisiklet geldi. İlk günlerde neredeyse her gün bindiği bisikletin nerede olduğunu hatırlamakta güçlük çekti. Sonra anımsadı. “Bodrum” dedi heyecan içinde. Çabucak bodruma koştu. Kırmızı bisikleti orada duruyordu. Acele içinde, aynı anda bir sorun çıkmaması için dua ederek, bisikleti yukarı, yola taşıdı. Bisikletin nasıl bir durumda olduğu hakkında herhangi bir fikri yoktu. Sadece son yaptığı kazadan sonra bozulan ön freni hatırlıyordu. Fazla düşünecek vakti olmadığından bisiklete atladı ve pedallara yüklendi. Birkaç saniye içinde ulaşabileceği en yüksek hıza ulaşmıştı bile. “Daha hızlı, daha hızlı” diyerek kendinin sınırlarını zorlamaya başladı. Sportif bir yapıya sahip olmasına rağmen, çabucak yoruldu ve giderek yavaşladı. Daha sonra çıktığı en yüksek hızdan bir hayli yavaş bir hızla yoluna devam etmek zorundaydı. Nefes nefese kalmıştı. Murat’ın sınavına gireceği dersin hocası Yüksel Sungur, okulda “Prensip Yüksel” olarak tanınıyordu. Aynı zamanda okulun müdür yardımcısı da Yüksel Hoca’nın ta kendisiydi. Ona bu lakabın takılmasının sebebi, okulda hiçbir kuraldan ödün vermemesiydi. Okula zamanında gelinecek, üst baş derli toplu olacak, kızlar saçlarını toplayacak, erkekler saçlarını uzatmayacak ve jöle sürmeyecek gibi birçok kuralı gayet güzel uyguluyordu. Bunlardan şu anda en önemlisi ise, “her ne olursa olsun sınava zamanında gelinecek” kuralı idi. Yüksel hoca mazeret kabul etmezdi. Pek acıması olduğu da söylenemezdi. Birçok öğrencinin canını yakmıştı kuralları. Bununla da övünürdü. Her yerde “Herkes benim gibi olsa, gençler şimdi böyle olmazdı” derdi. Murat’ın, tahmin edebileceğiniz üzere, acele etmesinin sebebi buydu. Başka hangi hoca olursa olsun, ama Yüksel Hoca olmasın görüşü bütün öğrenciler gibi Murat’ın da aklındaydı. Kan ter içinde kalmıştı Murat. Ama sonunda okula da varmıştı. Yoldayken saate bakma aklına gelmemişti. Daha doğrusu korkmuştu. Okulun bahçesinde kimsenin olmadığını görünce “Eyvah!” diye bağırdı. Hemen saate baktı. Yediyi kırk üç geçiyordu. İlk dersin başlaması ise saat yedi otuzda oluyordu. Belki bir dakika geç belik bir dakika erken, ama daha fazlası değil. Murat işlerin yolunda olmadığının farkında bir şekilde okul girişine doğru ilerlemeye başladı. Boynu yola paralel bir konumdaydı ve göğsü hala hızla şişip iniyordu. Alnından aşağı ilerleyen terler kaşla buluştuğu noktada yere düşüyorlardı. “İşte bu hiçte iyi değil” dedi yine kendisine. Birkaç dakika içinde sınıf kapısının önündeydi Murat. İçeriden Yüksek Hoca’nın sesini çok rahat bir şekilde duyabiliyordu. Öğrencileri kopya çekmemeleri konusunda uyarıyordu. Murat derin bir nefes aldı ve sınıfın kapısını çaldı. Yüksel Hoca’nın tok sesi “Gel!” şeklinde duyuldu. Murat utana sıkıla içeri girdi ve: —Öğretmenim kusura bakmayın, geç kaldım dedi. —Geç kaldığını biliyoruz herhalde, çık dışarı çabuk, seni sınava almıyorum. Beklemediği bir yanıt değildi açıkçası Murat’ın. Ama son bir şans denemek istedi ve: —Ama hoc…. Cümlesini bitiremeden, Yüksek hocanın kükremesi duyuldu —Çabuk çık dışarı gözüm seni görmesin. Ben kaç kere sınava zamanında gelin demedim mi size. Çık dışarı. Sanki yüzlerce kere sınava geç kalmış gibi hissetti Murat kendini. Soğuk duş almış etkisiyle adımını dışarı attı ve “Keşke” dedi “Keşke zamanında kalksaydım”.
21 Mayıs 2005 Saat: 06.10
Murat çalar saati duyar duymaz irkildi. “Kalkmam gerek” diye geçirdi içinden. Gözlerini ovuşturdu ve neden olduğunu bilmediği bir şekilde birbirine yapışmış göz kapaklarını fazla gayret göstermeden birbirinden ayırdı. “Bugün büyük gün” dedi. “Yüksel Hocanın sınavına geç kalmamam gerek”. Bugün her zamankinden daha fazla düşünüyordu zamanı. Hemen kafasından planını yaptı. Zamanı nasıl kullanacağını ayarladı. Hemen kalktı ve ellerini, yüzünü yıkadı. Mutfakta annesi ile Osman arasında geçen diyalogları duydu. Bu seferki deneme sınavına nasıl hazırlandığını anlatıyordu Osman. Yaptıklarını ve başarılarını ailesine anlatmayı çok severdi. Odasına geçip hazırlanmaya başladı Murat. Önce akşamdan kalan ders notlarını düzenledi, güzelce çantasına koydu. Daha sonra sınav için gerekli olacak silgi, kalem gibi malzemelerini de çantasının ön gözüne güzelce yerleştirdi. Her şeyin eksiksiz olduğuna karar verdikten sonra okul kıyafetlerini giymek için hazırlandı. Her zamankinden farklı olarak önceden hazırladığı gömleğini ve pantolonunu giydi. Bütün okul kıyafetlerini giymeyi tamamladıktan sonra gitmek için hazır olduğu kanısına vardı. Odasından çıkarak salona ilerlerken annesinin Zafere seslendiğini duydu “Zafer hadi oğlum saat yedi oldu bak”. Murat annesinin her zamanki numaralarından biri olduğunu anlayarak gülümsedi. Salon masasının üzerindeki saatini aldı. Saat altı kırkı gösteriyordu. Tekrar gülümsedi ve mutfağa ilerledi. Annesine ve kalkmaya hazırlanan yaşça büyük abisine “Günaydın” diyerek masaya oturdu. Acele etmeden kahvaltısını yaptı. Bu arada annesi hala Zafer’i uyandırmaya çabalıyordu. Murat masadan kalktı ellerini yıkadı. Kendi kendine sınav notlarını aklından tekrar etti. Saat yediye gelirken son hazırlıklarını tamamladı annesinin nasihatlerini dinledikten sonra dışarı çıktı. Okul servisi tam saat yedide kapının önüne geldi. Murat hemen servise atladı ve ders notlarını gözden geçirdi. Başka bir gün olsaydı, servisin en arkasına geçip etrafı izlemeyi yeğlerdi. Ama bugün değil. En sonunda servis okula vardı. Murat hemen servisten inerek, okul bahçesinde kendi sınıfı için ayrılan bölüme geçti ve her zamanki gibi müdürün konuşmasını dinledikten sonra arkadaşları ile birlikte sınıfına doğru yola koyuldu. Sırasına geçti ve Yüksel hocayı beklemeye başladı. Sınıfta herkes birbirine sorular soruyor, bilgi alışverişinde bulunuyordu. Hangi konudan soru gelebileceği hakkında tahminler yapılıyordu. Sınıftaki uğultu Yüksel hocanın kapıda belirmesiyle sona erdi. “Hemen notları kaldırın sınava başlıyorum” dedikten sonra kapıyı kapattı ve dediği gibi sınav kâğıtlarını dağıtmaya koyuldu. Önüne gelen sınav kâğıdına önce tümüyle göz gezdirdi Murat. Hepsi bildiği yerlerdi. Gerçi bütün konuları da çalışmıştı ama yine de kendine güvenemediği konular vardı. Tek tek soruları yanıtlamaya konuldu. On onbeş dakika sonra sınıfın kapısı çalındı. Kapıdaki bu sınıfın öğrencilerinden biriydi. Kapıyı açması ile Yüksel hocanın “Çık dışarı” diye bağırması bir oldu. Öğrenci sınava geç kaldığı için, giremeyecekti. Murat kendisinin başına böyle bir olay gelmediği için kendi kendine sevindi. Bütün soruları eksiksiz cevapladı. Ve sırtından kalkan büyük yükün verdiği rahatlıkla evinin yolunu tuttu.
Burak S.
Bütün hakları bana aittir :))) 31 dicembre YENİ YIL YENİ YIL YENİ YIL YENİ YIIIIIIL HERKESE KUTLU OLSUUUUUUUUUUUN Bir yıl daha geldi geçti bea. Zaman hakikaten hızlı
geçiyor. Bi de üstüne bir alttaki konuya kaynak olan MU online adlı
oyun gibi zaman eritme konusunda bir numara malzeme varsa daha da bir
hızla akıp gidiyor günler, haftalar, yıllar....... Neyse çok uzatmıcam bunu, herkese nice güzel yıllar görmek nasip olsun. Herkesin yeni yılı kutlu olsun. Sağlıklı mutlu güzel bir yıl olması dileği ile. Herkesin gönlünce olsun.................................... MU ONLINEThat game is fantastic. A MMORPG game and it is (unfortunately was :((
) absolutely free, cool animations and graphics. I have LVL 100 DK and
still gaining exp. If u wanna try this game and u have doubts, ask what
u r curious about.... I will try to help u..... Well, i hope it will
not be P2P. So thats all. And by the way, happy new years... 29 agosto Sana da mı oluyo?Garip alışkanlıklarınız varmı?Benim duyduklarımdan bazıları şööyle...
Ortalama saatlerde yapılacak işlere başlamak... Örneğin 9.30 10.00 gibi
Bazı şayleri çift veya tek kerede yapmak. Yanlışlık yapılırsa bir kez daha terarlamak.
Saçını değdirmek ve bunu tekrarlamak.
Kedi köpek görünce dokunmuş gibi olmak, hemen elleri yıkamak vs.
Parke çizgilerine basmamak içinşekilden şekile girmek.
Kapıların kilitlerini belirli bir sıraya göre kitlemek...
gibi...
sizlerinde var mı garip alışkanlıkları?
24 agosto Describe your dream home.What's the details?What kind of house u would like to live? Like modern or classic. Hut or apartment, by the sea or something like that... 20 agosto İşletme master...Bugün sonunda işletme master'ı için başvurumu yaptım. Bakalım, artık önümde iki adet mülakat var. Bilim sınawı diye geçiyor. Acaba ne soruluyo bilim sınawında. Galiba eylül 1'e kadar öğrenmem pek mümkün deil :D. Bugünde böyle geçti yani...
Umarım benim için en iyisi olur...
18 agosto Sam was thereWow, what a game... I went to watch the universiade water polo game between Turkey and Serbia&Montenegro. Well we lost the game but who cares. Our players have done great and we shouted like crazy...I like our team spirit. Supporters were the 8. player.we are proud of our players.. Anyway tomorrow we will play for 3rd place. You are all invited :)
17 agosto 1. Kalite Turist...Marmarise uzun zamandır gelirim... Yani çocukluktan beri. O zamandan bu zamana çoook şey değişti. En küçük noktaya, beton yığma furyası tabii ki turist cenneti olan Marmarise'de uğramadan edemedi.Sonuçta tek yıldızlısından apartına 5 yıldızlısından pansiyona taş yığınlarla kaplandı. Ama hiç bir zaman da doğasından çok şey kaybetmedi Marmaris. Her geçen yıl gelen ziyaretçi sayısı arttı, arttı arttı... Ama bi sorun vardı sanki. Esnafa göre turist artmıyordu.(Daha doğrusu eli paralı turist diyelim biz buna.) Bunu sonucunda son yıllarda ağızlara sakız olan şu olgu çıktı karşımıza... Kaliteli Turist??!!
Hep sıcakkanlı davranırım insanlara bu yüzden diyaloglarım da samimi olur. Bakın sıklıkla yaşadığım konuşma özet olarak budur.
-Ustam hayırlı işler...
-Saolasııııın saolasınn...
-Eee nası bu sene turistler, bayaa kalabalık di mi?
-Yok yaw, hepsi kof turist, kalitesiz turist bunnarın...
Yani şimdi turistler gruplara mı ayrılıyor... 1.kalite 2.kalite 3.kalite vs... gibi. Bu nasıl birşeydir. Titanic gibi...
Otellerin keyfi yerinde tabii. Boş oda bulmanın imkanı yok. Ama turist dışarı çıkmıyo ki!!! Peki neden böyle oldu... Durup dururken, yabancı ülkelerin burjuvaları" Yaw yeter bizim yaptığımız tatil, biraz da garibanlar görsün eğlensin" mi dedi?
Ya da "Türkiye çoooook bozuldu çok, kaçtı ayol oranın havası" gibi bir olay mı oldu...
Nedense hep turiste suç bulunuyo. Kendimize bakılmıyo... Kalitesiz turistin(ki hala bu lafa anlam verebilmiş deilim...) niye türkiyeyi tercih ettiği, çoğunlukla "Her bişey dahil sistemi gettüler ondaan sooracııma turist kalütesizleşti" gibi diyaloglarla sonuçlandırılmaya çalışılıyor. Eh yani bi tek türkiye'de mi var herşey dahil sistemi. Yani ispanya amerika malezya da sırf standart konaklama hizmeti veren oteller mi var??? Hayır. Demekki tek ve en önemli sebep bu deil.
Bir kere bu arz talep meselesi, turist tabii ki önce kesesine göre hareket edecek... Yalnıız, burada bir mesele daha var. Turiste gösterilen davranış biçimleri... Artık bu öyle bir noktaya geldi ki ben kendi adıma utanır oldum... İş verenlerin biraz daha az para ödemek için yaptığı yanlış seçimler yüzünden turistler çok kötü muamelere maruz kalır oldular. İşi okulunu okuyana deil, gelişi güzel verdiler... Eeee ne kadar ekmek, o kadar köfte o zaman... Hiç kimse ağlayıp sızlamasın... Kim kendi kızkardeşine laf atılmasını, yolda rahatsız edilmesini ister. Şahsen ben istemem. Belli bir terbiye sınırı olmalı bence. "Bunnar turist olm, bişiy demez bunlar" mantığı çok yanlış... Kendine nasıl davranılmasını istiyosan karşındakine de öyle davran.
Bi de madalyonun öteki yüzü var.Bence yapılan çok büyük bi yanlış. Geri tepilen fırsat: Türk turistler...Marmariste türk turistler kesinlike küstürülmüş durumda. Yabancı ülkelerin insanları el üstünde tutulurken, kendi vatandaşımız ikinci sınıf muamelesi görmekte. Barlara, diskolara alınmayışları mı? Hiç bi yerde kendileri ile ilgilenilmeme si mi? Kimse muattab almıyor sizi, yüzünüze bakmıyor... Eh böyle olunca türk olarak insanın güzüne gidiyor. Yeter dedirtiyor insana. Alın o zaman kalitesiz turistlerle size iyi eğlenceler... Ama o zaman hayıflanmayın...Eğer siz yabancılara türklerden üçtebir fiyatla oda veriyorsanız, sonuçlarına katlanırsınız...
Türk insanına öncelik,sevgi ve saygı... Birbirimize saygı göstermezsek, kim bize saygı gösterir ki?
Burger King VS. McDonalds...Compare the two huge fastfood companies. Which one u prefer. What are the reasons that makes u to choose...
Let the fight begin...
16 agosto MarmarisFiyuuuuu.... En sonunda Marmaristeyim. Uzun zaman sonra yaz okulu, staj felan olmaksızın bi tatile geldim. Fakat o da ne? Yaa tek başına tatil feci sıkıcı.... Pehh, sen o kadar bekle tatil tatil die, şimdi yapacak bişey bulama... Offff offff, plajda pineklemek bayıyo bi yerden sonra. Neyse öyle ya da böyle geçicek... Keyif almaya bakmak lazım ehi ehi... 13 agosto Do something for me!!!Please do not be prejudiced about my country... First try to learn and then make comments...
I want to know what do u think about Turkey... And what you dont know but heard something strange... Maybe we can correct it...
Thanks for comments... Ankaradan abim geldiiii, evde bir bayram havası...Ankara'da makina mühendisi olarak çalışan abim, İzmir'e universiade vesilesi ile teşrif etti. Dün geceden kalma kan çanağı gözlerimi sabah telefonun sesiyle açtım. O kadar erken beklemiyodum galiba. Telefonda saçmalamış bile olabilirim, şimdi çok net deil kafamda.
Neyse, arada bir uğrar sevindirir kendisi beni. E tabii, ne de olsa 4 sene beraber oturduk İzmir'de aynı evde. Bi de kan bağı var. Seviniyom gelecem deyince ama pekte fazla görüşemyoruz gelince. PES4 'ü kurmuştum dün bugün abime kısmet oldu oynadık. Bayılıyorum o oyuna. Kombinasyonların ucu bucağı yok sanki. Yalnızken fazla tat vermese de birine 5 sallamanın keyfi başka oyunda yok galiba.
İyice sıkılmaya başladım amaçsızca oturmaktan. Yüksek lisans başvurularının başlamasını bekliyorum. Herşeyi hazırladım...
Bi kaç günlüğüne Marmaris'e gidiyorum yarın.Burası o zamana kadar aynı kalacak heralde.
Öğrencilik bitti, seviniyoruz felan ama, giderek dah zorlaşıyor hayat sanki. Herkesin baskısı üzerinde oluyo. Gözler sana çevriliyo. Uğraşlara deil, sonuçlara bakılıyo. Beklentiler yüksek tabi...
Sessizce uzaklaşıyorum buralardan, görüşmek üzere... 12 agosto Just in Time :) (Kendimle diyalog)Ya bende mi bi sorun var yoksa genel bir özelliğimiz mi anlamadım. Bir işi de zamanında yapsam noolur bilmiyorum. Her işi son ana bırakmakta üstüme yok galiba(warsa söylesin yoksa çıldırcam). Hep aynı senaryo.
Kendimle diyalog:
ALAAAAAAAAAARM
-Tamam abi..... Saat kaç şimdi.Hmmmmm 9:20. Tamam saat 9:30 olsun kalkıyom.
Saat 9:30
-Öffffff, kalk olm kalk yetişmiycek bak gene işlerin.
-La ne yetişmiycek ne acelesi var, olmadı öğleden sonra hallederim işleri....
Saatler geçer(San Andreas saolsun)
-Amaaaan yarın yatırırım faturayı.... NE bugün son günü mü? yine merkeze gidip yatırmak zorunda kalacam ya.....
Ve her ay olduğu gibi(tamam o kadar da deil canım) yine işler sıkışır son ana kalır iki ayak bi pabuca sokulur.
Ben zaten şuna da şaşırırım. Hani vardır ya ÖSS'de dereceye girenler. Heh onlar işte. Bi de televizyona çıkarırlar bunları.
Soru Klasik:
-Evet Cem Bey, nasıl hazırlandınız sınava?
-Açıkcası çok çalışmadım ben (tabe tabe :) ) Ama her gün düzenli bir şekilde hazırlandım sınawa.Planlı çalıştım yani...
(walla eğer hakkaten öyleyse helal olsun)
İşte bu diyalog beni bitiriyo. Senelerdir, her ders dönemi başında söz verilir.
-Olm, bu sene bütün derslere giriyom, not tutuyom, kimseden fotokopi almayacam(işin maddi yönü de var :) ) Hırs yaptım olm
Arkadaş:
-La bi git....
- Görürsün bak, herkes benden alcak bu sefer notları.... O kadar da büyük konuşuyom işte....
Tabi sonuç yine hüsran. İlk vizeye kadar girilen dersler. Fakat tekrar edilmeyen konular. Birikir birikir birikir... E tabi sınavlara çalışmak için diğer derslerden feragat edilir. Böylece zincirleme reaksion başlamış olur. O derse çalışcam diye diğer derse girme onun için diğerine.... En sonunda bi kaç kelime dökülür dudaklardan:
-DD versin razıyım abiiii; veya
-Ahmet ilk vizem 60 ikincisi 45 ortalama 58.77 geçerim di mi laaaaaaaaaan
-Tabi abi bırakmaz o hoca yaw merak etme...(sanki bu veriyo notları da :) )
(ABİİİİ FOTOKOPİCİ KAPALI YAAA: YOK MU OLM KİMSEDE NOT ŞİMDİ: SINAW YARIN LAAAAAAAN!!!!)
Daha yeni bişey geçti başımdan,işleri zamanında yapmadığım için....
Universiade 2005.Pöööhüüüüü büyük olay. E tabi gitmek lazım. Kaçmaz yani... Ayın 7'si veya 8'i geziyorum alsancakta arkadaşlarla. D&R'dayız. Universiade açılış biletleri burada satılıyomuş. Diyalog şu:
-Kıvanç: Abi alalım mı açılışa bilet?
-Ben:Olm ne acelen var kaçmıyo ya universiade?Alırız sonra. Hem para yok bende bi Akbank yapmam lazım...
-e iyi abi siz bilirsiniz(yanlız deiliz yani :) )
Tarih:11 Ağustos ** Olay:Universiade Büyük Açılış töreni*** Daha Büyük Olay:BİLET KALMAMIŞ!!!!!!
Öhüüüü ühühüh fırrrrk. Naptım ben, naaptım kalmamış işte bilet.... Eve 15 dakikalık yerde onbinlerce kişinin izlediği şeyi ben evde TV'den izliyorum.... Ondan sonra yakınırız neden Türkiye'de olmuyo böyle organizasyon da, yok bizim ne eksiğimiz var da. E ulan yerinden kalkıp bilet almaya üşeniyosun...Senin neyine üniversiade... Sen anca git lunaparkına, hayvanat bahçene, en büyük organizasyonun bu...Ehe...
Symbian VS. Windows MobileWhich one do u prefer?
I am using a windows mobile 2002 based MPX200. And never used a symbian mobile. So tell me why windows mobile or why symbian?
Round 1
FIGHT!!!
(Symbian mı? Windows Mobile mı? Hangisini tercih ederdiniz? Neden?)
|
|
|